İzmir’in Torbalı ilçesinde son dönemde hayatın her alanında yer alan bir kadın: Sevda Arslan. Yaklaşık 1 buçuk yıl önce hayata geçirdiği ATA Akademi ile ilçede yer alan öğrencilerin potansiyelini yukarılara çeken Arslan, Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) üyeliği, Türk Kızılay Torbalı Şubesi Kadın Kolları Başkanlığı ve CHP Torbalı İlçe Örgütü’nde aldığı görevlerle ilçesindeki hayatın her alanına iz bırakan çok yönlü bir kadın olarak fark yaratıyor. Sosyolog kimliği de bulunan ve oldukça aktif bir kişiliğe sahip olan Arslan, sürekli sahada vatandaşların arasında bulunmasının nedenlerini şu sözlerle anlatıyor: “Bizim ve bizler gibi insanların sahada olması gerekiyor. Üretmemiz lazım. Artık eyleme geçmemiz lazım. Boş vaatlerle ben olsam şöyle yapardım zihniyetine artık doyduğumuzu düşünüyorum.”

Onurcan Kurtay: ATA Akademi’yi kurarken sizi bu yola iten en güçlü motivasyon neydi? Kendi hayatınızda ya da çevrenizde gördüğünüz hangi ihtiyaç, bu akademinin temellerini atmanıza ilham verdi?
Sevda Arslan: Öncelikle tekrardan hoş geldiniz. ATA Akademiyi kurarken, en büyük motivasyonlarımızdan bir tanesi, özel sektördeki eğitim kısmının maalesef ticarethanelere dönüşmüş olmasıydı. Eğitimcilerin, velilerin ve öğrencilerin alabildiği verim bu kadar düşük, ödenen ödeneklerin ve bütçelerin bu kadar yüksek ve uçurum olmasından kaynaklı dedik ki bizler en azından kendi vicdanımızda kendi donanımızda, kendi tecrübemizde böyle bir düzen sağlayalım. Ulaşılabilir eğitim metodunu da güderekten dedik ki insanlara ulaşabilmeyi sağlayalım. En büyük motivasyonumuz böyleydi aslında.

Onurcan Kurtay: Peki ATA Akademiyi neden memleketiniz Kayseri’de değil de Torbalı’da kurdunuz. Sizi buralara getiren neydi?
Sevda Arslan: Kayseri’de aslında sadece 1 yıl yaşayabildim. Aslında doğum yerim İzmir, Karşıyaka, Atakent mahallesi. Lise öğrenimime kadar tamamen İzmir’de yaşadım. Mersin Üniversitesi’nde okuduktan sonra, Kayseri’de sadece bir yıl yaşadım. Daha sonrasında İzmir Bayraklı’ya taşındım ve İzmir’e geri döndüm.
İNSANLARA DOKUNMALIYIZ
Onurcan Kurtay: ATA Akademi’de öğrencilerin potansiyelini en üst düzeye çıkarmak için benimsediğiniz özgün bir eğitim yaklaşımı var mı? Sizi diğer eğitim kurumlarından ayıran, ‘işte bu bizim farkımız’ dediğiniz özel bir yöntem veya uygulama nedir?
Sevda Arslan: Bu konuda hiç mütevazi olamayacağım. Başta bunu belirtmek istiyorum. Çünkü özellikle ATA Akademi dediğimizde bizim karşımıza İngilizce ve Robotik Kodlama eğitimi çıkıyor. Farklı dilde eğitimlerimizde mevcut. Fakat bizim ülkece önce bu İngilizce eğitimini çözebilmemiz gerekiyor. Ana okulundan itibaren İngilizce eğitim görüyoruz. Ancak yabancı biriyle karşılaştığımızda “did”, “can” “ing” seçeneklerinde boğularak asla cümleleri kuramıyoruz. Tamamen gramer ve dilbilgisi üzerine yontulmuş bir eğitim sistemimiz mevcut. Bizler bile çocukluk geçmişimizde İngilizce eğitimini sınıf geçme veya puan alabilme adına öğrendik. 40 dakikalık derslerin sadece 5 dakikasında telaffuz eğitimi gördük. Onu da yanlış telaffuz ettiğimizde sınıfça güldük eğlendik. Bu durum ülkede İngilizce kursu ihtiyacı oluşturmaya başladı. Ancak İngilizce kursu açılan yerlerde sadece ticaret amacı güdüldüğü için, istenen meblağlar büyük olunca, dershane mantığından ileriye gidemedi. Ancak bir dili öğrendim diyebilmeniz için sizin öncelikle maruz kalmanız gerekiyor. Zaten ana dilde eğimimizi nasıl öğrendik, anne dedik, baba dedik, mama dedik, alkışlandık.biz bu özgüveni aşılamadığımız müddetçe ve gündelik hayatımıza taşımadığımız müddetçe İngilizce asla öğrenemeyeceğiz. Peki biz ATA Akademi olarak neler yapıyoruz? Bizim için öncelikli olan birinci dönem kelime havuzumuzu doldurmak, ikinci dönem öğrenciler ve İngilizce öğretmenimizle beraber geziler düzenlemek. Mesela Metropolis antik kentine gidiyoruz. Piknik yapıyoruz. Bisiklete biniyoruz, doğa yürüyüşü yapıyoruz. Yani bizim için önemli olan öğrettiğimiz kelimeleri gündelik hayata entegre etmek. Öğrencimi eve gittiğinde “bardak” değil “glas” dese bizim için kârdır. Çünkü öğrencimize o özgüveni aşılamış oluyoruz.

Onurcan Kurtay: Sosyolog kimliğiniz, eğitimci rolünüz ve gönüllülük çalışmalarınız arasında nasıl bir köprü kuruyorsunuz? Toplumla kurduğunuz bu güçlü bağ hem bireylerin hayatında hem de Ata Akademi’nin vizyonunda nasıl bir etki yaratıyor?
Sevda Arslan: Sosyoloji dediğimiz zaman aslında toplum bilincini anlamamız gerekiyor. Toplumu ilgilendiren ne varsa aile, din, eğitim, siyaset, ekonomi, psikoloji, kişisel gelişim ne seçenek varsa toplumu iyi araştırıp iyi öğrenmeniz gerekiyor. Ben 4 yıldır Torbalı’dayım. Torbalı halkını tanımıyordum haliyle. Demografik yapısını, kültürel yapısını ya da sosyoekonomik yapısını bilmiyordum. Eğitim sektörü benim için çok güzel bir veri oldu. Çünkü çok fazla sirkülasyon olduğu için veliler ile birlikte tanıştığımız kişilerle birlikte komşunuz dahi olsa bunu çözümleyebiliyorsunuz. Torbalı’da ciddi bir STK fazlalığı var. Fakat proje ve çalışma eksiliği mevcut. Çok fazla derneklerimiz var. Bu derneklerin ve STK’ların aktifliği beklediğimin çok altında oldu. Ülkemizde binlerce sosyolog olmasına rağmen iletişim becerisi ve akademik becerisiyle insanlarla iletişim kuran sosyologlarda maalesef az. Bunun için ne yapmamız gerekiyor. Kendimizi geliştirip olabildiğince insanlara dokunmamız gerekiyor. Aktif bir şekilde sadece masa başında kalıpta ATA Akademi’yi maalesef ki duyuramayacağımız için bende sahaya çıkmaya çalıştım. Bu modeli de en güzel derneklerden öğrendim. Torbalı’da hemşeri dernekleri çok fazla. Bunun yanı sıra Erzurumlular, Adıyamanlılar, Sivaslılar, Siverekliler, Konyalılar dernekleri de mevcut. Siverekliler derneği diyoruz fakat 20 bin üyesi mevcut. Ciddi bir potansiyel mevcut. Torbalı’da yaşayan insan sayısı 300 bine yaklaşmış vaziyette ve bunun 55 bine yakını öğrenci. Ben bu kadar bir potansiyel olduğunu bilmiyordum.

Onurcan Kurtay: Türk Kızılay Torbalı Şubesi’nde aktif olarak görev alıyorsunuz. Bu gönüllülük süreci sadece başkalarına yardım etmekle sınırlı kalmıyor, insanın kendi iç dünyasında da derin izler bırakıyor. Sizin bu yolculuğunuzda hem kişisel gelişiminiz hem de hayata bakış açınız nasıl şekillendi? Unutamadığınız bir anınız var mı?
Sevda Arslan: Türk Kızılay Torbalı Şubesi’nde aslında yeniyim. 4 aydır aktif olarak çalışıyorum. Türk Kızılay Torbalı Şubesi’nin kadın kolları başkanlığını üstlendim. Kızılay dediğimiz de günümüz güncel haber ve olaylarına bakarsak durum bambaşka yerlere çekilmiş vaziyette. Ben Kızılay dendiğinde aklıma sadece o ilkokul sıralarında koluma taktığım o Kızılay kolu, ya da resmettiğim o çadırlar ters hilal aklıma geliyor. Kızılay’da yapılan o hatalar yanlışlar elbette ki var ama bunları kişisel bazlı algılamak gerekiyor. Bu yanlışları hataları kurumlara entegre ettiğimizde Türkiye’de elimizde hiçbir kurum kalmayacaktır belki de. Bundan dolayı Kızılay dediğimiz de adını Atatürk’ten alan bir kurum görüyorum. Çünkü Kızılay adını Atatürk’ten almıştır. Kızılay sodasının ilk üretimi Atatürk döneminde olmuştur. Bundan dolayı bizim bir şeyleri eleştirmek, ötekileştirmek, yaftalamak yerine taşın altına elimizi sokmamız gerekiyor. Klavye kahramanlığı yaparak sadece eleştirerek bir şeyler değişmeyecek bu ülkede. Bizim ve bizler gibi insanların sahada olması gerekiyor. Üretmemiz lazım. Artık eyleme geçmemiz lazım. Boş vaatlerle ben olsam şöyle yapardım zihniyetine artık doyduğumuzu düşünüyorum.

Onurcan Kurtay: Gönüllü olarak çalışırken insan hayatına dokunmak, birçok unutulmaz an biriktirmenize sebep oluyordur. Sizi en derinden etkileyen, belki bakış açınızı değiştiren ya da hala hatırladıkça duygulandığınız o özel anı bizimle paylaşır mısınız?
Sevda Arslan: Bu arada Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nde (ÇYDD) kadınlara özel diksiyon eğitimi veriyordum. Eğitim verdiğim kadınlardan bir tanesi “kara çarşaflı” diye tabir ettiğimiz kapalı kadınlarımızdan biri. O kadınla genellik dışarıdan gördüğümüzde ön yargı olarak ne kadar gerici ve Atatürk düşmanı diye tabir edebileceğimiz yaftalamaları yapılan insanlardan biri. Ama o hanımefendi benim bakış açımı ve algımı o kadar değiştirdi ki günün sonunda o hanımefendi bana sarılarak ağladı. Teşekkür etti. Bu benim için hayat tecrübesi olarak 5 yıl yaşlandırdı. İşte bundan dolayı da ben hem eğitimci olarak hem de Ata Akademi olarak her yerde olmam gerektiğini düşünüyorum. Sağı veya solu hangi parti olduğuna bakmaksızın. Çünkü ben ADD’de olmalıyım ben Cemevinde de olmalıyım ben Kur’an kursunda da olmalıyım. Çünkü ben eğitimi anlatmaya çalışıyorum. İnsan dediğimiz kavramı oluşturan her şeyi herkese ulaştırmalıyım. Önümüzde 8 Mart kadınlar günü var ama aynı zamanda Ramazan Ayı geliyor. Mesela ben ATA Akademi adına 8 Mart kadınlar gününe özel Atatürk’ün cümlelerinin olduğu bir kitap ayracı yaptırdım, hem de imsakiye hazırlattım.

EGE’YE YAYILMAK İSTİYORUZ
Onurcan Kurtay: ATA Akademi’nin başarılarıyla dikkat çeken bir kuruluş olduğunu görüyoruz. Bu başarıyı daha da ileriye taşıma adına önümüzdeki yıllarda hangi adımları atmayı planlıyorsunuz? Özellikle eğitim sektöründeki yenilikçi yaklaşımlarınızla, akademinin gelişimine yönelik stratejileriniz nelerdir? Ata Akademiyi Torbalı dışına çıkarma fikriniz var mı?
Sevda Arslan: Bizler daha 1,5 yıl önce kurulan çiçeği burnunda bir kurumuz. Daha yeniyiz. Ancak sağ olsunlar velilerimiz dahil, geri dönüşlerimiz onların referanslarıyla bizlere gelenler kontenjanımızı doldurmuş vaziyette. Bizi çok gururlandıran ve onore eden bir durum tabi ki de. Ancak her yıl kendimizi tekrar etmemeye dikkat ediyoruz. Tekrarlamamız gerekiyor. Bunun için her yıl üzerine bir şeyler katmamız lazım. Şimdi eğitimlerde derse gelen öğrencilerde dershane Etüt mantığını çıkartmamız gerekiyor. Kış aylarında olduğumuz için gezi yapamıyoruz. Daha çok sınıfta oyunla ya da farklı etkinliklerle hem İngilizceyi sevdirebilmemiz gerekiyor hem de konuşmasına ağırlık vermemiz gerekiyor. Bu yüzden olabildiğince derslerde işleyişimizi değiştiriyoruz. 4 temel beceri esasımız var. Okuma, yazma, konuşma ve dinleme. Ancak dediğim gibi gramere takılı kalmadan, konuşma üzerine daha çok gitmemiz gerekiyor. Bunun içinde konuşma ve dinleme üzerine ağırlıklı eğitim vermeye çalışıyoruz. Tabi bunun yanında okul derslerine yardımcı oluyoruz. Çünkü veliler İngilizce kursuna gönderiyoruz ama sınavdan da “50” aldı diyor. Buda tabi ki olmuyor. Bundan dolayı da müfredata da yetişmeye çalışıyoruz. İki tarafı da dengelememiz gerekiyor. Diğer konuya gelirsek başka ilçelerde Ata Akademiyi görecek miyiz? İzmir’de oluşan şubeleşmiş İngilizce ve yabancı dil kursu, oradaki insanların doyduğu bir alan diye düşünüyorum. Kalkıp o bölgelerde tekrardan Ata Akademi olarak İngilizce kursumuz var robotik kodlama kursumuz var demek, o markalaşmış ilçelere yayılmış, şubeleşmiş isimlerini duyurmuş kurumların yanında daha çok bizler küçük esnaf gibi kalırız. Bundan kaynaklı Torbalı gibi Ödemiş, Kiraz, Tire, Bayındır, Selçuk, Aydın bu tarz il ve ilçeler yani böyle daha iç Ege tarafına yayılmayı düşünüyoruz. İzmir’de ATA Akademiyi kurmak, kuyumcular çarşısında kuyumcu açmaya benzeyecek.
Onurcan Kurtay: Sizi her sabah yataktan kaldıran, bu kadar aktif ve enerjik olmanızı sağlayan şeyin ardında hangi tutku ve motivasyon kaynakları yatıyor? Bu enerjiyi sürekli canlı tutmanın sırrı nedir?
Sevda Arslan: Sanırım bahsettiğim şeyle alakalı. Ruhumla alakası var. Ruhumu doyuruyorum. Ben insana ulaşamazsam, birine dokunmadığım müddetçe ya da üretmediğim, aktif olmadığım gün masada kurumda kaldığım gün benim ruhum ölmeye başlıyor. Bir şeyler üretmem lazım bir şeyler yapmam lazım. Hayata geliş amacımı her seferinde sorguladığımda beni tatmin eden şey bu. Bu yüzden büyük ihtimalle beni sabah uyandıran kalk artık geç kaldın dedirten şey bu olmalı. Yani aslında işe değil tamamen insanlara geç kaldığımı düşünüyorum.